Hukuk ve Güneydoğu’daki durum

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Anaakım medyada, özellikle televizyon kanallarında kendilerine pek yer bulamasalar da, Güneydoğu’daki çatışmalarda siviller ölüyor. Internette dolaşan fotoğraflardan öğreniyoruz, hikayelerini okuyoruz. Bazı durumlarda insanlar yakınlarını gömemiyorlar, cesetler sokakta kalıyor. Sivil oldukları belli, çünkü bebekler, çocuklar, ihtiyar kadın ve erkekler terörist olamaz.

Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasağı hangi mevzuata dayanıyor? Sivillerin ölümüyle ilgili sorumluların hesap verme ihtimali var mı? Olaylar tamamen hukuk dışında gelişiyor ve buna şaşırmamalı mıyız?

Bu soruları sorduğum arkadaşlarım bana Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilimdalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Artuk Ardıçoğlu’nun Birikim dergisinin internet sitesinde 27 Kasım’da yayımlanan “Hukuka Uygun Olmayan Sokağa Çıkma Yasağı Hukuka Aykırı mıdır?” yazısı ile 10 Ocak’ta yayımlanan “Ama Hukuk…” yazısını önerdiler. Ayrıca insan hakları hukukçusu ve Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuku yüksek lisans öğrencisi Benan Molu’nun, Bianet’te 29 Aralık’ta çıkan “Göm(ül)me Hakkı” yazısı da, insanların yakınlarını toprağa verme imkanı bulamamasını hukuki açıdan inceliyor.

Hukukçu olmadığım için bu yazılardan, yukarıdaki sorulara cevap verdiğini düşündüğüm birkaç alıntı yapacağım. Tabii ki yazarların mevzuattan alıntılar ve yargı kararlarından örneklerle desteklediği hukuki argümanlarını bütünlük içinde anlayabilmek için, yazıların tamamını okumanızda büyük yarar var.

Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasağı hangi mevzuata dayanıyor?

Artuk Ardıçoğlu “Hukuka Uygun Olmayan Sokağa Çıkma Yasağı Hukuka Aykırı mıdır?” yazısında, vali ve kaymakamların olağan dönem kanunlarına göre sokağa çıkma yasağı ilan etme yetkilerinin bulunmadığını, Bakanlar Kurulu’nun ilan edip TBMM’nin onaylayacağı olağanüstü hal durumunda bile, kaymakamlara böyle bir yetkinin verilmediğini anlatıyor:

Sokağa çıkma yasağının hukuka uygunluğu konusunda bir karar verebilmek için incelenmesi gereken mevzuat 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunudur. Mülki amirler olan vali ve kaymakamlar tarafından sokağa çıkma yasağı ilan edilirken dayanılan yasa 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu, maddeler de 11/C ve 32/Ç dir.

Sokağa çıkma yasağı açısından konu değerlendirildiğinde, sokağa çıkmanın yasaklanması sonucunu doğuracak bir idari işlem yapma yetkisinin olağan dönem kanunları ile mülki amirlere verilmediği tespit edilecektir. İdare hukukunda bunun adı, konu bakımından yetkisizliktir. Sokağa çıkma yasağı ilan etme gibi bir idari işlem, kanuni dayanak olmaksızın idarenin kendiliğinden tayin edebileceği masum bir tasarruf değildir. Kişileri evleri dahi olsa belirli bir yerde tutma mecburiyeti getirdiğinden; anayasada düzenlenmiş bulunan kişi hürriyeti ve güvenliğinin, çalışma hakkının, eğitim-öğretim hürriyetinin ve nihayet seyahat hürriyetinin kısıtlanması, belirli süreler için durdurulması anlamındadır. Bu özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzenin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın, ilgili maddelerde yer alan özel sınırlama nedenlerine bağlı olarak sınırlandırılabilecekleri de anayasa hükmüdür. Ancak her halükârda bunu yapacak olan mevzuat türü, kanundur. Bir başka deyişle yasama organının açık bir düzenlemesi olmaksızın, idari bir tasarrufla bu özgürlükler kısıtlanamaz, kullanımları durdurulamaz. Yasama fonksiyonunu gasp eden böylesine bir tasarruf da idari işlem olarak nitelendirilemez ve ancak varlığından değil yokluğundan söz edilebilir.

Tüm bu anayasal ve yasal hükümler sokağa çıkma yasağı ilan etme gibi temel hak ve özgürlüklerin kullanımını durduran bir kararın, açıkça düzenlenmemiş bile olsa kullanılabilecek olağan idari tedbirlerden olmadığını, hatta olağanüstü yönetim biçimlerinden her biri için dahi mevcut olmadığını göstermektedir. Kaymakamlar tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasağı bakımından ise söylenmesi gereken, olağanüstü hal rejimlerinin geçerli olduğu bir dönemde dahi bu neviden bir karar alma yetkilerinin olmadığıdır.

Hal böyle iken kamu gücünü kullananlar tarafından uygulaması yapılmaktadır. Bu nedenle sorun teorik bir hukuka uygunluk değerlendirmesinin ötesinde insanların yaşamlarını etkileyen bir gerçeğe dönüşmüştür. Yukarıda yapılan değerlendirmeler neticesinde, bu çalışmanın muradı olmamakla birlikte, şiddet olaylarının yaygınlaşması sebebiyle yetkili makamlar tarafından olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilan edilmediği sürece, kolluk yetkilerinin genişlemesi ve olağanüstü yönetim yetkisi olan sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi hukuka uygun değildir.

Sivillerin ölümüyle ilgili sorumluların hesap verme ihtimali var mı? Olaylar tamamen hukuk dışında gelişiyor ve buna şaşırmamalı mıyız?

Ardıçoğlu, “Ama Hukuk…” başlıklı ikinci yazısında, sokağa çıkma yasaklarına karşı açılmış davalar ile Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış bireysel başvuruları ve mahkemenin kararlarını inceliyor. Yazıya göre, Diyarbakır İdare Mahkemeleri, sokağa çıkma yasağının hukuka aykırı olup olmadığı konusunda hiçbir değerlendirme yapmadan, sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra “yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar veriyor. İşlemin özüne ilişkin ve makul sürede karar verilmediği için, “olağan kanun yollarında” etkili bir başvuru yolu kalmıyor ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu açılmış oluyor. Ancak Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbir kararı için yapılmış üç başvuruyu reddediyor.

Anayasa Mahkemesi ihtiyati tedbir kararı verilmesi talepli ilk iki başvuruyu, sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerde fiilen yaşamayan başvuranların ‘derhal müdahale edilmesi’ gerekli yaşam hakkı ihlali ‘ciddi tehlikesi’ altında bulunmadığı, üçüncü başvuruyu ise idari makamlardan alınan bilgilerin başvuranların iddialarını doğrulamadığı ve bir kısım başvurucunun sokağa çıkma yasağı ilan edilen yerlerden ayrıldıkları gerekçeleriyle reddetmiştir.

Bölgede yaşayanların can ve mal güvenliğini korumak için ilan edildiği halde, ihlal eden sokağa çıkma yasaklarını Anayasa Mahkemesi hukuka aykırı bulmadığından iç hukuk yolları tükenmiştir; olguları taraflara eşit mesafede tespit etmediğinden, adil bir yargılama neticesinde bir karar vermeyeceği ortaya çıkmakla da, iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulunmadığı anlaşılmıştır.

Yukarıda incelenen bu üç ‘milli’ karar, AİHM yolunu açmıştır.

Ancak bildiğiniz gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 12 Ocak tarihli kararıyla, Şırnak Valiliği’nin 14 Aralık’ta ilan ettiği sokağa çıkma yasağının kaldırılması, güvenlik operasyonlarının durdurulması veya uluslararası standartlara uygun yürütülmesi için geçici tedbir uygulanması için yapılan başvuruyu reddetti.

Bir yanda, sokağa çıkma yasağının kişi hürriyeti ile seyahat, eğitim, çalışma gibi özgürlüklerin yanında yaşam hakkını da tehdit ettiği için kaldırılması gerektiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne ve AİHM’ne yapılan başvurular var. Diğer yanda ise halihazırda kaybedilmiş hayatlar var. Bunların sorumluları, hesap verecek mi?

Ardıçoğlu, yazısında bu soruyla ilgili cesur bir değerlendirmeye girişiyor:

Sokağa çıkma yasağı, yukarıda yer verilen kişi hürriyeti ve seyahat hürriyetini doğrudan, eğitim ve çalışma haklarını dolaylı olarak etkileyen bir idari tedbir olarak hukukun sınırları içine alınabilir. Hiçbir surette hukukun sınırları içine kabul etmeyeceği boyutu ise, yaşam hakkına dokunması hali ve potansiyelidir. Yaşam hakkı, hayatta kalmayı, vücut bütünlüğünün korunmasını ve gerektiğinde bunlar için sağlık hizmetlerine ulaşabilmeyi kapsar. Öldürülmeme, yaralı veya hasta isek donanımlı bir sağlık kuruluşuna gidebilme, varlığımızın kendisidir. Bu bakımdan bu temel varoluşsal durum AİHS gibi üst hukuk metinlerinde tersinden düzenlenmiştir. Var eden değil, yok edilmesini engelleyen düzenlemelerdir.

On binlerce kişinin yaşadığı meskûn bir alanda ağır silahlarla operasyon yapılıyorsa, sivil ve karşılıklı ölümler göze alınmış demektir. Ancak alınamaz. Uluslararası hukuk ve yargı kararları, devletlerin öldürme amaçlı silah kullanması gibi bir durumu kabul etmemektedir (AİHS md. 2; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, McCann/Birleşik Krallık, Ergi/Türkiye, Isayeva/Rusya kararları). Devletin, devlet güçlerinin bir kişinin ölümüne yol açan eylemlerinden sorumlu tutulmaması, “mutlak zorunlu” koşulların varlığı halinde silah kullanılması durumunda, istenmeden gerçekleşen bir sonuç olması haliyle sınırlıdır. Kamu görevlilerinin doğrudan eylemleri olduğu kadar, gerekli eğitimden yoksunlukları, personel seçimindeki ihtiyatsızlığı, konuya ilişkin düzenlemelerin eksikliği veya yetersizliği, operasyonların planlanması ve yürütülmesindeki aykırılıklar, çatışmaya girdiği gruplardan sivillere gelebilecek hayati tehlikeleri öngörmemesi, faillerin belirlenmesi konusunda etkin bir soruşturma yapmaması gibi bir dizi hal devletin sorumluluğunu gerektirebilir. Bu bakımdan planlı ve programlı olarak yürütülen operasyonlar neticesinde, yaratılan terminolojik farklılıktan bağımsız olarak – etkisiz hale getirme, şehit, sivil kayıp- kişilerin yaşam hakkı ihlal edilmektedir. Belirtilen AİHM kararlarının birlikte değerlendirmesi ile varılan bu sonuçlar, ileride düzinelerce ihlal kararını şimdiden görünür kılmaktadır. Acı olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ileride ödeyeceği tazminatların ne ölenlere ne de bizlere tek bir faydası olmayacağını bilmektir. Ölümlerin cezai sorumluluğu ya hiç açılmayacak soruşturmalarla ya da zamanaşımına uğratılmış davalarla gündemden düşecek, biz uzaktakilerin belleklerinden silinecektir. Siyasi hesap verme bahsinde yazılacak her cümle ise abesle iştigaldir. Yarına ilişkin bu satırlar, dün olanların bilgisiyle, bugün yazılmıştır.

Benan Molu, “Göm(ül)me Hakkı” yazısında, 19 Aralık 2015’te Silopi’de zırhlı araçlardan açılan ateş nedeniyle ölen Taybet İnan’ın cenazesinin yedi gün boyunca sokakta bırakılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını koruyan 8. maddesi ile devletlerin olağanüstü hal durumunda, terörizmle ya da organize suçla mücadele gibi çok zor koşullarda bile işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yapamayacağını garanti altına alan 3. maddesi kapsamında incelenebileceğini belirtiyor.

…[Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi], Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvurucuların özel hayatlarına ve aile hayatlarına bir müdahale olup olmadığını değerlendirirken müdahalenin kanun ile öngörülüp görülmediğini, meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemektedir.

Mahkeme’nin içtihatlarına göre, bir müdahalenin kanunla öngörülebilmesi için, söz konusu tedbir veya tedbirlerin iç hukukta bazı temellerinin bulunması ve bu temellerin aynı zamanda, ilgili kişiler bakımından ulaşılabilir ve etkileri bakımından öngörülebilir olması gerekmektedir.

Şırnak Valiliği, 17 ve 23 Aralık 2015 tarihlerinde yayınladığı basın duyurularında, başta sağlık ve gıda yardımları olmak üzere, cenaze ile ilgili hizmetler için polis ve kaymakamlıkların vatandaşlara yardımcı olacağını belirtmiştir. Buna rağmen aile tarafından savcılık ve polise yapılan bildirimlerden bir sonuç alınamamış, yetkililer, cenazeyi ve aileyi güvenliklerini sağlayacak şekilde morga götürmenin bile alternatif bir yolunu bulmadan cenazenin yedi gün boyunca sokakta bırakılmasına izin vermiştir.

Kendi eylem, eylemsizlik ya da hatalarından kaynaklanmayan bir nedenle, sokağa çıkma yasağı gibi hukuka uygunluğu tartışılabilir nitelikteki bir karara dayanarak ailenin cenazelerini gömebilme hakkının engellenmesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına aykırı olacaktır.

Anayasa’nın 17. maddesinde ve AİHS’ın 3. maddesinde koruma altına alınan işkence yasağı, mutlak bir yasaktır. Buna göre, olağanüstü hal durumunda, terörizmle veya organize suçla mücadele gibi çok zor koşullarda bile işkence, insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele yapılamaz ve AİHS’ın 15. maddesi gereğince devletler, 3. madde kapsamındaki yükümlülüklerine aykırı tedbirler alamaz.

…Taybet İnan vurulduktan sonra yardıma gitmek isteyen kayın biraderi Yusuf İnan da evinin bahçesinde vurularak kan kaybı sonucu yaşamını yitirmiştir. Taybet İnan’ın oğulları annelerinin cenazesini sokaktan almalarına izin verilmediğini, savcılık ve polis ile yaptıkları görüşmede beyaz bayrak ile cenazeyi alabilecekleri söylenmesine rağmen eşinin cenazesini almak üzere sokağa çıkan Halit İnan’ın da açılan ateş sonucu yaralandığını ve yedi gün boyunca kanlar içinde yatan annelerinin cenazesini izlemek zorunda kaldıklarını aktarmıştır.

Tüm bu kararlar ve aktarımlar doğrultusunda, yaşam hakkı ihlalinin mağduru olan Taybet İnan’ın anneleri olması ve sorunun çözümüne yönelik, o koşullar altında, kendilerinden beklenebilecek her şeyi yapan ailenin acı ve sıkıntısı karşısında yetkililerin yardımcı olmak yerine sergilediği tutum dikkate alındığında; Taybet İnan’ın cenazesini yedi gün boyunca sokaktan alamayan ailesinin çektiği manevi ızdırabın insanlık dışı muamele yasağı kapsamında değerlendirilebileceğini söylemek mümkün olacaktır.

Ardıçoğlu, “Ama Hukuk…” başlıklı yazısını, devletin hukuk dışına çıkmasına karşı bir uyarıyla noktalıyor:

Son olarak, hendek kazan, patlayıcı yerleştiren bir grup, bölücü terör örgütü olarak tanımlanabiliyorsa, bu tanımlamayı yapmayı sağlayan hukuktur. Çünkü belirlenmiş hukuka aykırı faaliyetleri ve amaçları nedeniyle yasadışı bir hal almışlardır. Belirlenmiş olan hukuka, belirleyenlerin de uymaması halinde, o da hukuk dışı bir hal alır ve hukuk dışılıkta bu buluşma, karşı tarafı suçlama imkânına da son verir. Bunun adı, gayrimeşruluk zemininde çatışmadır. Kazılan hendekler nasıl Kürt sorununun çözümüne bir katkı sağlayamayacaksa, hukukun dışına çıkılarak da bir çözüm sağlanamaz.

Bu yazının başlığı bu nedenlerle ve “ama hendekler” diyenlere bir karşılık olabilir umuduyla, “ama hukuk” olarak seçilmiştir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s