Kayaköy Sanat Kampı

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Bayramda Fethiye’de bir tatil köyünde pahalı ve biraz da sıkıcı bir tatil yaparken, Instagram’da Mithat’ın birkaç kilometre ötedeki Kayaköy Sanat Kampı’ndan ve kamptaki arkadaşlarıyla yaptığı doğa yürüyüşlerinden paylaştığı resimleri görüyor; açıkçası biraz kıskanıyordum. Dönüşte Mithat’tan kampla ilgili bir yazı istedim, ama kendisi sağolsun ukulele çalışmaları nedeniyle vakit bulamadı. Biz de aşağıdaki röportajı yaptık.

Okumaya devam et

Odadaki filin adını koyalım: Görgüsüzlük

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Vedat Milor’un “Güneyde bir ton para dökeceğime Avrupa’ya giderim” başlıklı yazısı, geçtiğimiz aylarda Yan Yol’da “Kazıklanmayı neden seviyoruz?” konulu bir bölüm hazırlamamıza vesile olmuştu. İlerleyen haftalarda da konu özellikle gazete köşelerinde sıkça tartışıldı, hatta Güney sahillerimiz yerine Yunan adalarını tercih edenlere vatan haini iması yapanlar dahi oldu. Tesadüf o ki, alevlenen bu tartışmadan bir ay kadar sonra kendimi Yunan adalarında bayram tatili geçirirken buldum. “Buldum” diye altını çiziyorum, çünkü Bodrum’da ailemle geçirmeyi planladığım bu tatili “neden olmasın ki?” diye düşünüp (belki tartışmaların da etkisiyle) ani bir kararla Yunanistan’da devam ettirdim. Bu rota değişikliği ile birden fazla konuda kâra geçtiğimi düşünüyorum. Birkaç başlık altında özetlemeye çalışacağım.

Okumaya devam et

Orman kanunları

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Haziran ayı sonunda Antalya Adrasan’da ve Kumluca’da yaşanan orman yangınlarının ardından, aklıma yanan ormanlık alanlara ne olduğu sorusu geldi. Bu alanlar imara açılabilir miydi? Hangi ormanlık alanlar, hangi koşullarda imara açılabiliyordu? Bu soruların cevabını bulmak için bir mevzuat taraması yaptım, soru-cevap şeklinde paylaşmak istiyorum.

Okumaya devam et

Şehir planlama eğitiminde “toplumsal cinsiyet”in yeri

Melis Oğuz, meloguz@gmail.com

Kentsel planlama ve yönetim, 21. yüzyılın acil kentsel sorunlarının çözümünde gerekli olduğu kadar, güncel planlama uygulamalarının, yeni yüzyılın zorluklarına ayak uydurmakta başarısız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun da en önemli sebeplerinden birisi planlama eğitiminin 21. Yüzyılın gereksinimlerine yetişememesi ile ilgili. Birçok planlama okulu, akademik personel, bilgisayar, kütüphane materyalleri ve stüdyo alanlarını, çalışmalarını etkili bir şekilde yürütmek için kullanmaktan yoksun durumda.

Okumaya devam et

Post-factual democracy

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

Yan Yol’un 12 Temmuz Salı günkü programında, Brexit ve Donald Trump’ın başkan adaylığı ile ilgili analizlerde sıkça dile getirilen “post-factual democracy” kavramını tartıştık. “Post-factual democracy”e, tam bir çeviri olmasa da “gerçeküstü demokrasi” adını taktık ve bu durumu, “politikacıların doğruyu söyleyip söylememelerinin seçmenlerin oy verme davranışlarına etki etmediği” yeni bir dönem olarak tanımladık. Gerçeklerin, olguların, doğruların bir önemi yoktu, politikacıların insanlarda hitap ettiği ya da harekete geçirdiği duygular önemliydi.

Okumaya devam et

Bir anti-trend masalı: Yoksa siz hala Kahloist olmadınız mı?

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Frida
Çizim: Özlem Çelik

Normcore modasından bahsediliyordu bir blogda. “Stil yaratma derdine girmeden giyinmek” tanımı ardından ‘normcore’un olmazsa olmaz parçaları’ndan bahsediliyor: yırtık kotlar, bol trikolar, vs…Kime oy verdiğinden bağımsız olarak iktidarda olana sorgusuz bağlılık yeminleri edilir ya, moda da öyle bir şey oldu sanki. Bir Woody Allen filmi “Roma’dan Sevgilerle”de, basit bir yaşam süren bir memurun bir sabah kendisinin ünlü olduğunu iddia eden ve sıradan yaşamının detaylarına dair sorular soran gazeteciler ile etrafının sarılmasını, sonrasında da ünlü olma fikrini benimseyen adamdan ilgilerin çekilip eski normal hayatıyla başbaşa kaldığında yaşadığı hayal kırıklığını hatırlatıyor bana modanın değişen samimiyetsiz dengeleri. Bir bakmışsın istemli ya da istemsizce yaptığın seçimler bir trend olmuş, o trend almış başını gitmiş ve sen sanki kafa dinlemek için çıktığın yürüyüşte bir de bakmışsın dev bir konvoy ile çevrilmişsin, sahip olmaktan gurur duyduğun yalnızlığı da kaptırmışsın sözümona paylaşınca. Yeni yükselen trend ise “anti-trend”miş. Aslında kasıt anti-müstesna, casual… Maddi açıdan ise daha hesaplı değil. Sıradan gözükmek ve yaşamak için de ayrılan bütçe ve sarf edilen emek az değil. “Doğal, sanki hiç üstüne kafa yorulmamış, vakit harcanmamış” havası vermek için uğraşılan saç ve makyaj; sağlıklı bir yaşam için değil de o kırmızı balık elbiseye sığabilecek formda kalmak için yapılan diyetler ve sporlar, gündelik ilişkilerde “bana ne canım, kendisi bilir” edalarında umarsız, havalı duruşların altındaki için içini yemeler, saklanan tripler…Kimi, neden kandırmaya çalışıyorsak? Hem fiziksel, hem de kültürel açılardan kendi özünden utanan bir millet iken, taklit ettiğimiz yalancı ‘doğallıklar’ın eğreti durması da kaçınılmaz. Diğer yandan, günümüzde internetin ve sosyal medyanın yaygın kullanımı ile olması gereken modeller olarak dayatılan fiziksel özellikleri görüp insanların beden algılarının bozulmaması da imkansız. Bu noktada Frida Kahlo’ya bağlanıyoruz.  Okumaya devam et